Aralık92011

Başsağlığı

Hayatta ne olursa olsun, hiçbir şey ölümden daha acı olamaz. Ölen için değil; ardında bıraktıkları için zor bir yaşam söz konusudur artık…

Eskiden hayatımın merkezine koyduğum, şimdiyse sadece en insani bir biçimde arkadaşım olan birinin babası vefat etmiş. Duydum ve dondum, kaldım. O bana her ne kadar insan gibi davranmasa da burada bir insanın hayatı söz konusuydu. Ki babası ondan daha çok insanlık yapmıştı kanımca bana. Ama şimdi dokunmuyor onun da yaptıkları. Çünkü o şu an yaralı, üzgün. Belki de hiç olmadığı kadar insan artık. Üzülüyorum, bu kadar genç bir yaşta böyle bir şeyle yüzleşmesi zor olacak, biliyorum. Ve yine biliyorum ki hayat devam ediyor, bunu o da biliyor.

Ne kadar önemser bilmem; ama bundan sonra her acısını paylaşabileceği bir dostum ona. Aşktı eskiden adı, şimdi anlıyorum ki ne kardeşim, ne aşkım; ama hâlâ saygı duyabildiğim bir dostum o benim. Ve şimdi dik durma zamanı, biliyorsun. O da bunu isterdi, gelecek basamaklarını başın dik ve kendinden emin başarılarla çıktığın günleri görmeyi isterdi baban… Haydi artık üzülme, seni üzdüysem, elimde değil biliyorsun; ama yine de affet. Başın sağ olsun dostum, sen sağ ve mutlu ol…

Ekim312011

Vaaay! Tumblr’in anlamı!!!

insectra:

1) Google Translate’i açın.

2) İngilizce-Japonca olarak dilleri seçin ve tumblr yazın.

3) Tercüme edilmiş Japonca kelimeyi translate kısmına copy pasteleyip dillerin yerini değiştirin…

Ve tercümeyi tekrar okuyun!

Benim tumblr yaratıcıları için yorumum şu oldu: Vaaay çakallaaaar!

Ekim232011
kilimcininkoroglu:

”’Şans’ın resmini çizer misin?” demişler.

F..k it

kilimcininkoroglu:

”’Şans’ın resmini çizer misin?” demişler.

F..k it

Ekim222011

Görmedim kulunun bahtiyarını.

Yağmur yağıyorsa mutsuzum demektir. İçimi karartmıştır hep kapalı hava ve yağmur. Islak ve soğuk şeyler bana göre değil. Ben hep sıcaklığı sevmiş, ona özlem duymuşumdur.

Dokunduğumda nemsiz ve sıcacık, yumuşacık bir tenden daha güzel neyin hayalini kurabilirim ki? Dokunmak demişken; ben yalnızlığı da hiç sevmem. Arkadaşsız da aşksız da olmuyor çünkü. Her ne kadar bu iki kavramdan yüzüm gülmediyse de onlar olmayınca da olmuyor işte. Gerçi bu dünyada yüzü gülen insan sayısı hayrete şa’yân bir derecede az; ama yok değil. Başarabilenler ise hep şaşırtmıştır beni. Nazım Hikmet de söylemiş ya: “Görmedim kulunun bahtiyarını” diye, tam da buna yakın bir durum. Herkesin bir yanı eksik. Ya ruhu aç, ya gönlü, ya da karnı. Tamamıyla doymaksa imkansız…

Hep merak etmişimdir: Tanrı’nın, ne zaman tam anlamıyla bahtiyar bir kulunu göreceğiz, biz de bir gün “bahtiyar” olabilecek miyiz???


Neslihan DEĞİRMENCİ

6PM

İç Ses

İhtiyacım var kendimi dinlememeye, kendimden uzak kalmaya. İç sesimle ateşkes etmeliyim. Bitmeyen bir savaştayız onla, kurtulmalıyım. Hep âşık olmalısın diyor, bir sürü saçmalık yığıyor önüme gerekçe olarak da: Yok; heyecanmış, yok sıcaklığa ihtiyacım varmış… Ulan rahat batıyor mu bana? Acı çekmemek; mutluluktan sarhoş olmasam da, ağlama nöbetlerinden uzak olmak falan sarmıyor galiba beni. İç sesim öyle diyor çünkü. Mutlu değilmişim ben, âşık olmadan da olamazmışım. Peh! Ulan ben âşık olunca sanki karşılıklı mı oluyorum da mutlu olayım? Âşık olmak için seçtiğim herifler hep birkaç ay içinde kollarına birisini takmıyorlar mı? Takmayanı da odun çıkıp ilk adımı benden beklemiyor mu? Beklemeyip kendi gelen de çok geçmeden yalan söylemiyor mu? Yalan söylemeyeni de … Yok yok, öyle biri yok. Her neyse işte, ben “doğru adam”a âşık olmasını becerebiliyor muyum sanki de; bıkmışlığıma, yorulmuşluğuma, çaresizliğine yeni bir aşk macerası öneriyorsun iç sesim?

Derhâl sus! Sen “aşk” demedin, ben de duymadım. Heyecansa, bir köpek peşimden beni kovalarsa da kalp ritmim değişiyor. Yani, özel bir kalp hastalığı yaratmaya gerek yok. Böyle gayet iyiyim ben. En azından stabilin altında değilim, bu bile iyi bir şey. Şimdi sus, yoksa seni dinlemek zorunda kalırım !!!


Neslihan DEĞİRMENCİ

Ekim92011

tumblrbot sordu: WHAT IS YOUR FAVORITE INANIMATE OBJECT?

Küpe :-)

5PM
4AM
Eylül12011

14 Şubat için.

Hayat o kadar zor ki; hep birine tutunma, birinden güç alma ihtiyacı duyuyorsun. Her gün milyon tane  zorlukla savaşırken bir el olsa sarılacağın, her şey yoluna girecek sanıyorsun.

               Acaba gerçekten biri olsa; annenden babandan, akrabandan kardeşinden, hatta senden bile öte biri, bitecek mi sanki derdin, tasan? O baktıkça sana derin derin, bir fincan kahve gibi kırk yıl hatırı olacak mı gözlerinin ? O hatır her şeyi unutturacak mı sana? Birileri üzerini karla kaplayıp seni buzlara gömerken, sen ısınabilecek misin onunla? Hayat bu kadar kolay değil. Ya da hayatı bu kadar kolaylaştırabilecek biri yok henüz…

               Bir yerden sonra istiyorsun ki; her şey olmasa da birkaç şey yolunda gitsin. Yani öyle mutluluğun nirvanaya ulaşmasına gerek yok; stabil gözyaşlarının yerini minik gülümsemeler alsa da olur. O kadar zor geliyor bazen yaşam yani. O yüzden diyorum ki; elindekilerin kıymetini bil. Yolunda gitmeyen bir şeyler varsa, hayatına girebilecek biri bunların tamamını değiştiremez. Değiştirebileni bulduğun an gerçekten aşıksın demektir. Bulamadıysan da çok üzülme, zamanı geldiğinde o seni bulur zaten. Son olarak sevgili arkadaşım; sevgililer günün kutlu olsun; bulabildiysen de o birini, hala yalnız olduğunu düşünüyorsan da…

                                                                                                                    Neslihan DEĞİRMENCİ…

2PM

Anlıyorsun değil mi?

“Zaman akmıyor sanki, saatler durmuş bugün; sonsuz yalnızlığımda bir tek sen varsın bugün.” demiş Barış Abi, ne güzel söylemiş. İnsan sevdiklerinden uzak olduğunda saatler duruyor, zaman sanki yerinde sayıyor. Yalnız hissediyor kendini; ama aslında yalnızlığına sebep olan kişiyi de tam içinde hissediyor.

        Sevdalandıklarımız, zaten şeffaf olan zamanı iyice görünmez yapıyor yanyanayken.Mesela en sevdiğiniz ders saati geldiğinde bile hiç bitmesin istersiniz; keza bu, boş ders de olabilir, ama aksine bir o kadar da çabuk geçer. Tam tersine, anneniz ya da büyükleriniz nasihat ederken, birini ölesiye özlerken, teneffüs zilini beklerken zaman hiç geçmez.

        Şimdi zamanın ne suçu var yani? Bütün mesele insanın bir şeye nasıl baktığıyla ilgili değil mi? Sevgilinin gözlerine bakmayı uzunca, sorumluluk almayı ya da uğraşmayı kısadan isteyen sizseniz -çaresiz-, zaman alabildiğine masumdur. İnsanı suçladığımı sanmayın sakın. İnsanın doğasında var bağlanmak ve bağlandığı şeyle sonsuzluk hayali kurmak. Yine insanın doğasında var bir şeylerden şikayetçi olmak ve o şeylerden sonsuza dek uzak durma arzusu…

        Bir saattir anlatmaya çalıştığım şeyi, Barış Abi iki cümleye sığdırmış. Neyse, anladınız siz zaten; zamanın kıymetini bilin. Sizin için akıyorsa da şırıl şırıl, tıkanmışsa da bir yerlerde…

                                                                                                                                Neslihan DEĞİRMENCİ.

← Daha eski girdiler 2 sayfadan 1. sayfa